graswurzelrevolution
257 märz 2001
aktuelle ausgabe abo & service archiv buchverlag news & infos vernetzung über uns graswurzelladen home
stern / zerbrochenes gewehr
otkökü
>> 257 märz 2001

Günseli Kaya ile söyleşi

Günseli Kaya - 1955 doğumlu ve İzmir’de yaşıyor. 1980 darbesine kadar öğretmendi. 1981-1983 yılları arasında cezaevinde kaldı. Bunu 1986’da 10 aylık bir hapis süreci izledi. Günseli en son Ankara Ulucanlar Cezaevi’ndeki katliamda öldürülen bir mahkumun cenazesine katıldığı için 1999-2000 kışında dört aya yakın cezaevinde kaldı. Davası sürüyor. Günseli uzun yıllardır insan hakları hareketi içinde aktif. Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nda çalışıyor ve şu anda İHD İzmir Şube Başkanı. Kendisiyle F Tipi Cezaevleri’ni ve 111. güne varan (1) ölüm oruçlarını ve açlık grevlerini konuştuk. Almanya’da -ilgilenenler için- sürecin ayrıntıları ile ilgili yeterli yayın olduğundan, daha çok sürecin arkaplanına dair konuştuk. Yine de aktüel duruma dair bir not düşmekte fayda var: 19 Aralık 2000 tarihinde cezaevlerine başlatılan operasyonda 33 kişi öldü ve açlık gervinde bulunan 1000 civarında mahkum inşaatı tamamlanan F Tipi Cezaevleri’ne sevkedildi. O zamandan bu yana sağlıklı bilgiler alınamıyor. Ancak açlık grevinde bulunan aşağı yukarı 2000 mahkumdan 350-400 kadarı ölüm orucunda ve toplu ölümler her an bekleniyor.

Otkökü - F Tipi denen cezaevi modeli hakkında çok kısa bilgi verebilir misin?

Günseli - F Tipi Cezaevleri, 1991 yılından beri tasarlanan, ancak 1997 yılında hayata geçirilmesi için harekete geçilen, politikmuhalif kesimin düşünce ve inançlarından arındırılmasına ve yalnızlaştırılmasına yönelmiş bir proje olarak tanımlanabilir. F Tipi Cezaevleri Projesi’nde yapımı tasarlanan sayı ve bunların kapasitesi göz önüne alındığında bunun 58000 mahkum içinde sayıları 13000’i bulan politik muhaliflere yönelmiş olduğu çok açık görülüyor. Şöyle ki; üç yerde yapımı tamamlanan F Tipi Cezaevi var ve 19 Aralık 2000 tarihindeki operasyon sonrasında buralara sevkler tamamlanmış durumda. Bunlar Kocaeli, Ankara-Sincan ve Edirne F Tipi Cezaevleri. Bunların her biri 368 kişilik. Kapasite gözönüne alınırsa 2000 civarında olan solsosyalist tutuklu/hükümlü ve sayıları 8000 civarındaki PKK davası sanık ya da hükümlüleri. F Tipi Cezaevleri’nin ve tadilat yapılarak F Tipi’ne uydurulan 56 cezaevinin toplam kapasitesi bu sayıya denk düşüyor. 2005’e kadar toplam 11 F Tipi ile 56 F Tipi’ne dönüºtürülen cezaevinin uygulamaya sokulması hedefleniyor. Artakalan kapasite için diğer tutuklu ve hükümlüler de sınıflandırılacaklar. Organize suçlardan -yani mafya tutuklanan ve hüküm giyenlerin de bunlara yerleştirileceği söyleniyor. Ancak asıl olarak politik yapıların üye veya taraftarlarının düşüncelerinden ve/ya inançlarından arındırılması ve kişiliksizleştirilmesi hedefleniyor. F Tipi Cezaevleri’nin cezaevi sorununa tümden bir çözüm getirmeyi amaçladığı Adalet Bakanı tarafından söyleniyor, ama yaşanan pratik bunun böyle olmadığını gösteriyor. Tek kişilik odaların boyutları 10 m2. İki katlı olarak düzenlenmiş üç kişilik odaların boyutları toplamda 50 m2.

Otkökü - Peki bu model Türkiye tarafından mı tasarlandı? Yani batıdaki izolasyona dönük uygulamalar ile Türkiye’deki girişim arasında nasıl bir bağ var ya da var mı?

Günseli - Böyle bir bağın olduğunu düşünüyorum. 1991’de çıkarılan Terörle Mücadele Yasası, TC tarafından tek başına düşünülen bir yasa değildi. Benzer yasalar Avrupa’nın birçok ülkesinde var. Ancak terör tanımları burjuva demokrasisinin olduğu ülkelerde bizim ülkemizdekinden farklı. Bizim ülkemizde 3713 sayılı yasada "terör” tanımı içerisine yasalarla kendini ifade etmemiş ve yasal çerçevede kurulmamış bütün yapıların her tür etkinliği sokuluyor. Örneğin IMF’ye karşı yasadışı bir bildiri veya afiş de terör olarak değerlendiriliyor. Dolayısıyla böyle bir etkinlikte bulunan bir kişi bu tip bir cezaevine daha yargılanmadan, yargılanmak üzere, "terörist” olarak konuluyor. Yani infaz politikasında bir farklılık gözüküyor. Yine de bu cezaevleri şeklen Avrupa’daki terör yasaları ve infaz politikası dikkate alınarak ve AB fonlarından katkı sağlanarak inşa edildi. Yani TC’nin projelendirme aşamasında dahi bu işe tek başına kalkıştığını söylemek doğru değil.

Otkökü - F Tipi uygulaması ile represyonun yanı sıra yeni bir ceza infaz sistematiği de gündeme geliyor. Bunun, Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal yapılanması ile bir ilişkisi var mı? Biraz daha açayım; örneğin ABD’de cezaevleri özelleştirilip birer işletmeye dönüştürülüyor ve mahkumlar sermayedarların hizmetine koşuluyor. Acaba Türkiye’de "küreselleşme”nin angaryayı yeniden hortlatan bu eğilimine koşut bir perspektif var mı?

Günseli - Soru aslında iki ayrı bölümden oluşuyor. Bir yeniden yapılanma sürecinden ziyade, devletin kendisini tahkim etme süreci sözkonusu. Türkiye’de politikmuhalif kesimlerin kendilerini 12 Eylül’den sonra toparlayamadıkları dikkate alınacak olursa, 1980 yılına dek kazanılmış demokratik ve sendikal hakların devlet cephesinde açtığı gediklerin kapatılması ve bu geriletmenin kurumsallaştırılmasına dönük projeler bunlar. 1980 yılından bu yana bütçeden adalete ayrılan payın tedricen düştüğünü gözlemliyoruz. Henüz çıkmamış 2001 yılı bütçesinde de Adalet Bakanlığı’na ayrılan payın ciddi olarak düşeceğini ve bu bütçenin üçte ikisinin de F Tipi Cezaevleri’ne aktarılacağını görüyoruz. Yani infaz memurlarına, idari personele vb. ayrılan pay üçte birde kalıyor. Bu devletin tahkimatı açısında önemsenen noktanın adalet hizmeti vermek değil, doğrudan politik muhalefetin yok edilmesi, sindirilmesi olduğunu gösteriyor. Sorunun ikinci boyutuna gelirsek; bu F Tipi Cezaevleri, BM ve AB standartları gözetilerek, yani aslında başta ABD, Fransa, İngiltere ve Almanya modelleri doğrultusunda tasarlandı. Bu önemli, çünkü o ülkelerdeki aktüel uygulamaların zamanla buraya yerleştirilmesi söz konusu. F Tipi Cezaevleri kent merkezlerinin dışında 10000-15000 dönümlük alanlara kuruluyor. Burada sadece cezaevlerindeki vahºetin gözlerden gizlenmesi amaçlanmıyor. Aynı zamanda sanayi bölgelerinin de kent dışına kaydırılması, bu cezaevlerinin civarına taşınması ve ucuz, hatta yok pahasına mahkum işgücünden faydalanılmasının hedeflendiği düşüncesindeyim. Zaten projelerde, cezaevi binasının işgal ettiği alanın çok daha fazlası öngörülüyor. Son birkaç aydır süren tartışmanın kamuoyunda olgunlaştırılması ve yayılması, toplumda yer bulması aşaması tamamlanmış değil. İşveren açısından işçi çalıştırmanın maliyeti gitgide yükselirken yerli sermaye bile daha ucuz işgücüyle daha fazla kar sağlamak amacıyla Romanya gibi ülkelere yerleşiyor. Dolayısıyla vergi yükü dahi olmayan bu tür bir açılım sanırım farklı bakanlıklar arasında tartışılmıştır. Özetle 5-10 yıl gibi bir süre içinde, ABD’de uygulanmakta olan mahkum işgücünden faydalanma ilkesi, hızla ülke gündemine sokulacak, sermayedarların güdümünde kamuoyuna bunun gerekliliği empoze edilecek ve gerekli yasal düzenlemelerle uygulama başlatılacaktır.

Otkökü - 1996’daki ölüm oruçlarına nazaran bu sefer solda ve genel kamuoyunda duyarlılık ve mobilizasyon zayıftı. Cezaevindekilerin kendi örgütleri için durum kuşkusuz değişmedi, ama varlığını açık alanda tanımlayanların bu kısmi felç hali için ne düşünüyorsun?

Günseli - Operasyonlara kadar durumun öyle olmadığını düşünüyorum. 1997 yılından beri örneğin İHD İzmir Şubesi hücrelere karşı kamuoyunu bilgilendirme çalışmasını yaşama geçirdi. Haziran 2000’de oluşturulan Hücre Karşıtı Platform’da somutlanan bu çaba ile değişik dernek ve sendikaların da katılımıyla haftalık eylemlere başlandı. Bazı haftalar, özellikle Haziran ve Temmuz’da, ikiüç eylem yapıldı ve mobilizasyon yoğunlaştı. Etkinliklerde F Tipi Cezaevleri’nin bütçe ile olan ilişkisi değerlendirildi, cezaevi sorununun fiziki yapının değişimiyle ilgili olmadığı, bunun tali bir boyut olduğu söylendi. Diğer büyük illerde de durum benzer. Yani ilk kez, ölüm oruçları başlamadan, bunların başlayabileceği öngörülerek, cezaevi sorunu içeride bulunan mahkumların sorunu olmaktan çıkarılarak toplumsal bir sorun olarak değerlendirildi ve kamuoyu oluşturulmaya başlandı. Bu 1996’dan farklı bir durum. 1996’da ölüm oruçlarının 50’inci günlerinde başladı. Ancak 19 Aralık 2000’den sonra İstanbul DGM’nin cezaevi sorunları ve ölüm orucunun seyri konusunda yayın yasağı getirmesiyle ve RTÜK’ün de hemen benzer bir sansür kararı çıkarmasıyla, durum değişti. Aynı tarihte demokratik ve barışcıl gösterilere yaklaşım da değişti. O güne kadar Türkiye Mimar Mühendisler Odası, Türk Tabipler Birliği ve Barolar Birliği, F Tipi Cezaevleri’nin evrensel insanlık ve hukuk normlarına aykırılığı konusunda raporlar yayınlayıp, ölüm oruçlarının sonlandırılması noktasında hareketli bir çizgi izlerken, müdahaleden sonra bir suskunluk egemen oldu. Ve müdahaleyi izleyen bir aylık süre içerisinde devlet güçlerinin politik ve demokratik muhalefeti sindirmeye yönelik açıklamaları ile birlikte bekleyiş, mobilizasyonda zayıflık ve sorunun artık gündemi işgal etmemesi ile birlikte neredeyse bir dibe vuruş yaşandı.

Otkökü - F Tipi’ne karşı cezaevlerinde başlayan ölüm orucu direnişi bugün 111. günlerine geldi ve herhangi bir uzlaşma olanağı gözükmüyor. Oysa 60’lı günlere gelinirken aracı heyetlerin çabasıyla, sokaktaki eylemlerle ve kamuoyunun nispi ilgisiyle bir çözüm umudu var gibiydi. O sıralar TKP-ML’nin üstlendiği silahlı eylem oldu. Bunun genel sürece etkisini nasıl değerlendiriyorsun?

Günseli - 9 Aralık’ta Adalet Bakanlığı’nın, F Tipi Cezaevleri’nin toplumsal mutabakat sağlanana dek -en az altı aylığınaertelendiği yönünde bir açıklaması vardı. Mimarlar Odası ve Tabipler Birliği’nin -adları anılmaksızın- önerilerinin dikkate alınacağı, Cezaevleri İzleme Kurulları’nın oluşturulacağı, Terörle Mücadele Yasası’nın infazda standardizasyona aykırı maddelerinde gerekli düzenlemelere gidileceği söyleniyordu. Ancak bu yasal düzenlemelerden sonra F Tipi Cezaevleri’ne sevkler yapılacaktı. Oysa 10 gün sonra operasyonlar gerçekleºti. Uygulamayla kendilerini yalanlar hale geldiler. Milyonlar dinlemişti bu açıklamayı ve yine milyonlar 19 Aralık günü operasyonu izledi. Aslında devlet kendi güvenilirliğini ortadan kaldırmıştı.. TKP-ML’nin sahiplendiği bu eylem, süreci elbette olumsuz etkiledi. Bu eylem, demokratik platformda, açık alanda, insani, hukuki, demokratik ve tıbbi anlamda F Tipi’ne karşı koyanların haklılık zeminlerini kaydırdı, siyasi iktidarın yürütücüleri tarafından haksız zemine çekilmelerine yolaçtı.

Otkökü - Rüzgarın yönü değişti yani...

Günseli - Evet, rüzgarın yönü tersten estirildi. Kuºkusuz bu eylemin etkisi olumsuz oldu.

Otkökü - Çevik polis otobüsünün taranmasının ardından sol kamuoyu içinde herhangi bir strateji tartışması gözüme çarpmadı. Oysa genel sürecin bıçak sırtında olduğu bir ortamda böylesi bir eylemin toplam iradeden bağımsız bir ağırlığı ve sonuçları söz konusu. Solun artık fraksiyon/parti/grup farkı gözetmeksizin bir araç olarak şiddeti tümel bağlamda tartışmaya, dahası özeleştiriye ve kendisiyle hesaplaşmasına gereksinimi yok mu?

Günseli - Sol denince yasal sol partilerin tümü veya Türkiye’de siyasal bir demokrasinin olmadığı gerçekliğinden hareketle kendisini yasalarla tanımlamamış gruplar anlaşılabilir. Sol denince CHP’nin toplamın bir parçası sayıldığı bir anlayış da sözkonusu olabilir. Yani sol denince ne anlaşıldığı çok belli değil. Dolayıyla sorunun kimin tartışacağı da çok belli değil. Yasal partiler bu eylemi kınadılar. Demokrasinin gerçekleşmesine katkıda bulunmayacağını söylediler. İHD Genel Merkezi de, bunun demokratik güçlerin hareket alanını daraltan, Türkiye’yi kaos ortamına sürükleyen ve bir sol kesimin şiddet kullandığı bahanesiyle devlet şiddetinin yaygınlığını gölgeleyen bir eylem olarak değerlendirdi. Basın aracılığıyla eylemin kınanması bir tartışmaya yol açmadı. Ama yöntem zaten bu kesimlerde kabul görmüyor. Bu tespitler yapıldı ve geçildi. Yasal alanın dışındaki yapılarda da bir tartışmaya yol açmadı, çünkü onlar yasal yapıları zaten reformist kabul ediyorlar.

Otkökü - Son olarak varılan noktaya gelirsek. Ölüm orucunda bulunanların durumu nasıl? Özellikle F Tip’lerinde nasıl bir ortam ve uygulama hüküm sürüyor?

Günseli - F Tip’lerinde bugünkü durum çok vahim. F Tip’leri ile siyasi mahkumların bulunduğu diğer cezaevleri arasında uygulama açısından bir fark da kalmadı zaten. Örneğin Malatya Cezaevi’nde felçli bir tutukluya ya da Kocaeli-Kandıra’da birçok erkek tutukluya tecavüz edildiği iddiası var. Jandarma’nın egemenliği, ciddi kısıtlamalar çok belirgin ve ölüm oruçlarının sürdüğü bütün cezaevlerinde 1980 dönemindeki sıkıyönetimi aratır bir baskı ve işkence rejimi var. Parlamenter demokrasi ile yönetilen bir ülkede bırak Adalet Bakanı’nı, hükümetin istifa etmesi gerekirdi. Oysa bu iddialar araştırılmıyor bile. Durumu çok kritik olan mahkumlar var. Hiçbir şey yapılmıyor ve toplu ölümler bekleniyor. Devlet, özgürlüğünden mahrum bıraktığı insanların insanca yaşama hakkını -bitki gibi yaşama hakkından söz etmiyorum- sağlayacak adımları atmamak noktasında kararlı. Daha evveli gün Adalet Bakanı’nın hiçbir talebin kabul edilmeyeceği yönünde açıklaması var. Toplu ölümler olsun, devletin otoritesi ölümler üzerinde yükselsin. Bu, bundan sonraki mahkumları da korkutsun ve bu korku direği Türkiye’nin her noktasında görülsün. 33 kişi öldü. Onlarcası, yüzlercesi takip edecek. Bu bütün demokrasi güçlerine, muhalefet hareketlerine verilen bir gözdağıdır. Ama bunun böyle gitmeyeceğini, süremeyeceğini düşünüyorum. Tarihsel olarak bunu tesis edemeyecekler. Kendi sonlarını hazırlıyorlar.

Otkökü - Teşekkür ederim.

>> zurück zum inhaltsverzeichnis

Volltextsuche
Themen
Ausgaben

Artikel zum gleichen Thema

Die Türkei versinkt im Chaos
403 november 2015

Zuckerbrot für die einen, Peitsche für die anderen
389 mai 2014

Die Türkei ist eine Demokratur
346 februar 2010

Warum schweigen die Linken?
271 september 2002

"Die Bedingungen in der Türkei lassen eine Arbeit als Verein nicht mehr zu"
268 april 2002

"Anarchismus" vor Gericht!

"Anarşizm" Yargı Önünde!
267 märz 2002

Günseli Kaya ile söyleşi

Interview mit Günseli Kaya
257 märz 2001

Samstagsmütter: Der Schrei der Verschwundenen

"Erst muß der Mensch leben, dann kann seine Ehre geschützt werden."
213 november 1996

"Ich werde dieses Protokoll nie akzeptieren, denn wir haben nichts unterzeichnet"
211 september 1996





Anmerkungen

(1) Bu söyleşi 9 Şubat 2001 tarihinde gerçekleştirildi.


 aktuelle ausgabe   abo & service   archiv   buchverlag   news & infos   vernetzung   über uns   graswurzelladen   home 
otkökü otkoku@graswurzel.net / graswurzelrevolution redaktion@graswurzel.net / www webmaster@graswurzel.net