graswurzelrevolution
261 september 2001
aktuelle ausgabe abo & service archiv buchverlag news & infos vernetzung über uns graswurzelladen home
stern / zerbrochenes gewehr
otkökü
>> 261 september 2001

Türkiye’de Militarizmi Düşünmek

Kitap tanıtımı: Serdar Şen, Cumhuriyet Kültürünün Oluşum Sürecinde Bir İdeolojik Aygıt Olarak Silahlı Kuvvetler ve Modernizm, Sarmal Yayınevi, İstanbul, 1996

Türkiye’de genel olarak militarizmin, özel olarak da ordunun, sosyal bilimler için gerçek bir araştırma konusu haline gelebildiklerini söylemek hiç de kolay değil. Ordu ve militarizm üzerine yapılan çalışmaların sayıca son derece az olduğunu ve onların da, çoğunlukla, eleştirel bir perspektif geliştiremediklerini; ya tarihsel verilerin tekrarından ibaret kaldıklarını ya da resmi perspektifi yeniden ürettiklerini görmekteyiz. Oysa, çok bilinen iki tarihsel olguyu, Osmanlı-Türk modernleşmesinde ordunun oynadığı rolü ve Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren Türkiye’de siyasal yaşamın militarist etki ve müdahalelere açıklığını göz önüne aldığımızda, sosyal bilimlerin konuya göstermiş oldukları ilginin sınırlılığı, açıklanması gereken bir sorun olarak karşımıza çıkar.

Türkiye’de sosyal bilimlerin bizzat ulusdevlet tarafından kurulmuş olmasının, sosyal bilimler ile devlet arasında bir ideolojik eklemlenmeye olanak sağladığı söylenebilir. Nitekim, batılılaşmanın ve modernleşmenin Türkiye toplumu için en önemli amaç olduğu anlayışı, bu eklemlenmenin ana eksenini oluşturmaktadır. Söz konusu batıcı/modernist ideoloji, Cumhuriyet’in kuruluşunu takip eden yıllarda, entelektüel seçkinler ile çoğu bizzat asker kökenli olan kurucu ve yönetici seçkinler arasında ortak bir ideolojik zemin sağlamıştır.

Kısaca ifade etmek gerekirse, bu ideolojik ortaklık, genel olarak devletin otoriter uygulamalarının, özel olarak da ordunun siyasal ve toplumsal kültür üzerinde sahip olduğu belirleyici konumun, entelektüeller tarafından meşru kabul edilmesine yol açmış; dolayısıyla, askeriyeyle ilgili sorunları sosyal bilimlerin eleştirisi sahasının ötesine taşımış; ve militarizm üzerine düşünmek bakımından bir tür yeteneksizlik yaratmıştır.

Hatta biraz daha ileri giderek, Türkiyeli entelektüelin, toplumla en fazla bu noktada barışık olduğunu ileri sürmek mümkündür. Çünkü sosyal bilimlerin militarzim üzerine düşünme konusundaki yeteneksizlikleri ile ordunun toplum nezdinde taşıdığı meşruiyet arasında gerçek bir paralellik vardır.

Türkiye’de ordu üzerine yapılan az sayıdaki araştırma içinde ayrıcalıklı bir yere sahip olduğunu düşündüğüm, Serdar Şen’in Silahlı Kuvvetler ve Modernizm adlı çalışması, ordunun toplumsal meşruiyetinin kökenlerini konu edinerek, sosyal bilimlerin militarizmi düşünme konusunda gösterdikleri zafiyete dikkate değer bir istisna teşkil ediyor. Şen’in ortaya attığı can alıcı soru şu şekilde ifade edilebilir: Türkiye’de üç askeri darbe olduğu ve her darbeden sonra genel hayat koşulları nüfusun çoğu için zorlaştığı halde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin meşruiyetinin giderek artışı nasıl açıklanabilir?

Sorunun bu şekilde ortaya konmasının iki bakımdan önemli olduğunu düşünüyorum. İlk olarak, bu soru, silahlı kuvvetlerin meşruiyet temellerine yönelerek, orduyu sadece bir savunma veya baskı aracı olarak değil, fakat aynı zamanda kendisini toplum nezdinde meşrulaştıran belli bir ideolojinin taşıyıcısı olarak görme olanağı sağlıyor. İkinci olarak, söz konusu sorunun, ordu ile toplum arasındaki ilişkileri çözümlemek için elverişli bir alan açması söz konusu. Bu alanda, sadece orduyu değil, ama toplumu da daha yakından tanıma; orduyu ‘en güvenilir kurum’ olarak gören bir toplumun nasıl bir şey olduğunu anlama imkanına kavuşuyoruz. Şen’in 12 Eylül darbesiyle ilgili olarak belirttiği üzere, darbeye verilen kitlesel destek, "sadece halkın aldatılmasına yönelik faaliyetlerin başarısı"na bağlanamaz. "Halkın aldatılması başarılabilse de, bu başarıyı sağlayan kültürel potansiyeli görmek gerekir." (s. 27)

Silahlı Kuvvetler ve Modernizm, temelde, toplumu aldatılmaya ve dolayısıyla yönetilmeye daha elverişli kılan bu potansiyelin oluşum sürecini ve koşullarını açığa çıkarmaya çalışıyor. Şen, ordunun, Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren, bir baskı aygıtı olma vasfının yanısıra; yeni rejimin, yeni insan anlayışının, yeni toplumsal ilişki modelinin tesis edilmesinde, kısaca modern Cumhuriyet kültürünün oluşum sürecinde, bir ideolojik aygıt olarak oynadığı rolün altını çiziyor.

Bu noktayı biraz daha açalım. Cumhuriyet’in bir modernleşme projesi olarak üç sacayağı olduğu söylenebilir. Bunlar, siyasal düzeyde ‘ulusdevlet’, toplumsal ve kültürel düzeyde ‘laik ve milli kimlik’, iktisadi düzeyde ise ‘sanayileşme ve kalkınma’dır. Bu projenin gerçekleştirilebilmesi için, kendisini Türk milletinin bir üyesi olarak gören, böylece ulusun devleti ile özdeşleşen, bunun yanısıra kapitalist üretim ve kentsel ilişki biçimine elverişli olan yeni bir insan tipinin yaratılması gerekir. Ancak, kırsal nüfusun ezici çoğunluğu oluşturduğu, Osmanlı-İslam geleneğinin toplumsal ilişkiler üzerinde belirleyici olduğu, endüstrinin ve endüstriyel ilişkilerin gelişmediği, okuryazar sayısının oldukça düşük olduğu koşullar altında, toplumu modernleşme sürecine eklemleyecek mekanizmalar son derece zayıf demektir. Bu durum, ordunun, nispeten modern ve tam olarak Kemalist iktidarın denetiminde olan bir kurum olarak, modern kültürün inşasında merkezi bir rol oynamasına yol açmıştır.

Ordunun bu işlevi en etkili bir biçimde yerine getirmesini sağlayan mekanizmanın zorunlu askerlik sistemi olduğu söylenebilir. Zorunlu askerlik sistemi, genç erkek nüfusu kırsal yaşamın dışına çıkararak kültürel bir parçalanma yaratmakta ve yine erkek nüfus açısından okumayazma ve meslek edindirme kursları ile ‘iktisadi kalkınma’nın vazgeçilmez unsuru olan ‘kalifiye eleman’ yetiştirmektedir. Üstelik, orduda öğretilen disiplinli yaşam tarzı, kapitalist üretim sürecine bir hazırlık niteliği de taşımaktadır. Şen’in ifadesiyle:

"Ordunun yürüttüğü mücadele kültürel parçalanmayı sağlarken, bir yandan da kapitalist üretim sürecinin insanlarını yaratmaya yönelik sonuçlar verir. Kapitalist sistem içinde atölyelerde, fabrikalarda makinalaşan, başkaldırmayan, sıkıcı üretim sürecini kabullenecek insanlara ihtiyaç vardır. Ordu hiyerarşik otoriter yapısı içinde, bu alanın insanını da yaratır. Üretim sürecinde ordudaki ‘üst’ün yerini şefler, ustabaşılar, vd. alır. Örgütlü mücadele verme yönünde ciddi sorunları olan Türkiye işçi sınıfının beslendiği kültürün oluşumunda, silahlı kuvvetler üzerinden yürütülen ideolojik mücadelenin de önemli etkileri olduğu rahatlıkla söylenebilir." (s. 106)

Sonuç olarak, ordunun, toplumun modernleştirilmesinde bir ideolojik aygıt olarak kullanılmasının iki kalıcı etkiye sahip olduğu söylenebilir. Bunlardan ilki, Ahmet İnsel’in terimini kullanarak ifade edecek olursak, "devletçi bir toplumsal"ın inşa edilmesidir. Ordu, rejimin ve devletin meşrulaştırılma çabalarına katılmış, zorunlu askerlik yoluyla nüfusun yarısına resmi ideolojiyi taşımış, böylece devletçi ve milliyetçi bir toplumsal kültürün gelişmesini sağlamıştır. İkinci olarak, Şen’in deyişiyle, "yaratılan yeni kültüre silahlı kuvvetlerin hiyerarşi ve otorite gibi özelliklerinin taşınmış olması" söz konusudur (s. 52). Çünkü, düzenin yeniden üretilmesini sağlayan aygıtların özellikleri, egemen kültür üzerinde kalıcı bir etki bırakırlar. "Askeri örgütlenmenin baskıcı, hiyerarşik karakterinin etkileri, yaratılan yeni kültür ve ilişki biçiminde açıkça gözlenebilmektedir. Ordunun eylemlerinin halk gözündeki meşruluğunu sağlayan önemli etkenlerden biri budur." (s. 29)

Bitirmeden önce, bir noktaya temas etmek istiyorum. Şen’in çalışması, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin toplum nezdinde sahip olduğu meşruiyetin kökenlerini, ordunun modern Cumhuriyet kültürünün oluşumunda oynadığı role işaret ederek, sağlam bir perspektif ve ikna edici bir veri bolluğu ile açıklıyor; ne var ki, Cumhuriyet’in kuruluşunda, ‘ordunun nasıl olup da bu rolü oynamaya hazır bir halde bulunduğu’ sorusuna yanıt getirmiyor. Kuşkusuz, yazarın kendisini sınırladığı dönem böyle bir soru sormayı zorunlu kılmıyor. Ancak, Türkiye’de militarizmin tarihini ve modern devletin gelişimiyle ilişkisini çeşitli yönleriyle ortaya koyabilmek için bu sorunun da yaşamsal bir önem taşıdığına inanıyorum.

Öyle zannediyorum ki, 19. yüzyıl Osmanlı modernleşmesi içinde ordunun gelişimini inceleyecek olursak, onun sadece - sıklıkla vurgulandığı üzere - ‘teknik ve ideolojik donanımı bakımından en modern kurum’ olarak sivrildiğini görmekle kalmayacağız. Fakat modernleşme sürecinin, orduyu, 19. yüzyıl başından itibaren, toplumsal dokuyu parçalama ve modern devletin gereklerine göre yeniden biçimlendirme konusunda tecrübi bir bilgiyle donattığını da göreceğiz. Böyle bir araştırma, aynı zamanda, Türkiye’de modern devletin varlık koşulları ve modernleşme sürecinde ‘devlet aklı’nın gelişimi konusundaki ufkumuzu da genişletecektir.

Serdar Tekin
>> zurück zum inhaltsverzeichnis

Volltextsuche
Themen
Ausgaben

Artikel zum gleichen Thema

Nein zum Krieg, ja zu Kartoffeln
280 juni 2003

Die Eurasien-Strategie der USA und die Türkei

Yeni Militarist Dalganın Yükselişi
267 märz 2002

Gedanken zum Militarismus in der Türkei

Türkiye'de Militarizmi Düşünmek
261 september 2001





 


 aktuelle ausgabe   abo & service   archiv   buchverlag   news & infos   vernetzung   über uns   graswurzelladen   home 
otkökü otkoku@graswurzel.net / graswurzelrevolution redaktion@graswurzel.net / www webmaster@graswurzel.net